Ortaya Karışık

Hep bir yerlere, bir şeylere veda etmez miyiz zaten? Bir yazara göre yeni maceralar ya şehre yeni birinin gelmesiyle ya da bizim bir yerlere gitmemizle başlıyormuş. Bu durumda her veda aslında yeni bir maceraya kucak açıyor. O halde niye üzülelim! Allah ahirette kötü vedalardan korusun değil mi?

Geçen sene Kız Kalesi ile ilgili bir yazı paylaşmıştım. Şimdi de yine Kız Kalesine yol aldık. Otobüsteki “Su paraylaysa getir ödeyelim yiğenim!..” diyen amca dışında her şey yolunda görünüyor. Gelgelelim he yeni yaşın vermiş olduğu ruh haliyle bu sene pek de heyecanlı değilim. Yeni yerler, yeni insanlar eskisi kadar heyecanlandırmıyor beni. Tek noktaya odaklanmışım: KPSS açıklanacak da hayırlısıyla atanıp hayatımın en büyük adımını atıcam. Asıl o zaman hayatımın heyecanı başlayacak diye düşünüyorum…

(Ülke geneline yansımış mutluluk tablosunun memur olmaktan geçtiği dramasını saymazsak!)

Işıklar söndü… Aklımda Muhammed kuşu… Halasının böceği… En çok onu özliycem Ankara’da kalanlardan. Abimleri, yengemi falan da özlerim ama yeğen ceviz içi hükmündeymiş ondan mütevellit…

Bir kere o bana sınırlarımı aştıran, takıntılarımı bir kenara atıp günlerimi gayet doğaçlama geçirmeme vesile insan yavrusu. Kıyafetlerimin temizliği ya da ütüsü, kahvaltıyı saat kaçta yaptığım ya da gece saat kaçta uyuduğum pek de önemli değil o varken. (Ki ben bunların hepsine ayrı ayrı dikkat eden sabah namazından sonra yatmayıp akşam 11 de uyuyan tipte, plankolik bir vatandaştım, hala kısmen öyle olduğumu inkar edecek değilim.) Tüm gün onunla oyun oynayıp da işlerimi bir sonraki güne ertelemek dahi rahatsız etmiyor. Işıkların sönmesiyle pek de alakalı değil bunlar ama içimden geldi size anlatmak. Galiba sevince kendimden fazla ödün veriyorum. Yerine göre zararlı bazen çok tehlikeli olsa da bu ödün verme işi, karşımda 9 aylık, muhtaç ve Allah’ın emaneti, şirinlik abidesi bir kuzu olunca kötü niyetli bakmıyorum tüm o ödün vermelere… O hak ediyor. Son zamanlarda iyice sorgular oldum hak olayını. Acaba herkesi hak ettiği yere mi koymuşuz? Siz de bir düşünün bunu şimdi olur mu?

Telefonu kapatıp kitap okumaya kararlıyım. Herkes okumuştur kesin, ben bu tarz kitapları okumaya üniversite hazırlıkta başladım. “Sağolsun bölüm o kadar kolaydııı, ben öyle üşengeçtiiim” de okuyamadım demek isterdim ama mühendislik okuyanlar nasıl acı çekerek bitirdiğimizi bilirler. Kısacası derslerden okumalar aksadı. Okunacak çok şey olmasına rağmen ders kitaplarını aşıp buralara gelemedim. Vel hasıl kelam, İskender Pala’nın OD romanına başlıycam. Tasavvuf kitabıymış. Bakalım nasıl gidecek.

Yazdıklarım ders verici, öğretici ya da eleştiri türünde olsun diye dert edip yarım yamalak yazılarımı paylaşmazdım, sağolsun bir başka blogcu arkadaş vesilesiyle cesaretlendim artık içimden geleni süzgeçten geçirmeden sayıp dökücem.

Bu yazı da hayli uzun oldu, eğer buralara kadar okuyup geldiyseniz hakkınızı helal edin…

بشرى

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s