Ah şu atalet yok mu!..

Gidebilseydim yolları
Yarabilseydim karanlıkları
Ve iki kelamı bir araya getirebilseydim
Sevdiklerimden başlardım önce…

Yemeğin en tatlı yerini sona bırakmak yerine iftarımı onunla açardım.
En sevdiğim kıyafetlerimi eskimesin diye az giymezdim; bilakis kumaşı tel tel olana kadar giyerdim, her gün, keyifle…

Kitap okumayı ertelemezdim, sevdiğim dergileri okumak için daha çok zaman ayırırdım.
Şu sınav bir bitsin, aman mezun olacağız az kaldı, KPSS, YDS, ALES falan geçsin de demezdim.

Size bir not: Geçmez dediğimiz her şey geçiyor ve biz ya geçmişte yapamadıklarımıza hayıflanıyoruz ya da yapabildiklerimizle şenleniyoruz…

Kış bitsin yürüyüşe başlıycam demek yerine yağmur kar demeden düşerdim yollara, ağaçların, kuşların dilini öğrenirdim.

İradem yetseydi uykuyu yenmeye, güneşi selamlardım her sabah.
Sabah namazına vakit çıkmasına yarım saat kala kalkmazdım da teheccüde bile kalkabilirdim belki…

Dünya derdi sarmasaydı dört bir yanımı, her akşam beş dakika daha fazla dua ederdim, insanlara ve insanlığını kaybetmiş olup da bir gün bulacağından umutlu olduklarıma.

“Allah’ım bilmiyorlar, bilselerdi, yapmazlardı.” diyor ya Peygamberimiz,
İşte ben de bilseydim, yapmazdım; yargılamazdım insanları,
Böylelikle büyük konuştuklarımı tecrübe etmezdim ki çoğunu etmişimdir.

Gerçekten anlamış olsaydım hayatı ve yaşama gayemi,
Nereden geldiğimin bilincinde olarak alırdım her nefesimi,
Bir gün döneceğim yurdum -asıl yurdum- için daha çok hazırlık yapardım.

Geçmişe -geçmiş dediğim de ne sanki üç, beş yıl birşey- bakıp bakıp hayıflanmazdım, şu anı geçmişi düşünerek yaşamaktansa gelecekte gurur duyacağım bir işle meşgul olmayı tercih ederdim.

Teknolojik ve akıllı olan her ne varsa olabildiğince sakınırdım kendimi,
Günümüzün masum fitnesi de bu bence,
Sanki annanemin zamanında teknoloji mi vardı,
Öyleyse niye “Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” desinler ki?

Önceliklerimin farkına varırdım…

Çocuklara, yaşlılara, doğaya yakın olurdum,

Şimdi de yakınım ama daha çok yakın olurdum anlayın işte!
Onların meditasyon gibi bir işlevleri var, yürek yükünü hafifletebiliyorlar mesela…

Böylelikle kendimle verdiğim hiç bitmeyen o savaşta bir ateşkes imzalardım belki
Belki beğenmediğim yönlerimi beğenirdim
Kötü hallerimi iyi etmesini isterdim Allah’tan…

Belki daha azına indirirdim herşeyi, minimal yaşardım
Mutluluk denince aklıma sahip olmadıklarım değil de sahip olduklarım gelirdi kim bilir?
Sahip olduklarım demişken; böyle efelendiğime bakmayın birşeye sahip olduğum falan yok!
Hepsi bana emanet ve bir gün ben bu emaneti sahibine teslim edicem, o da hesap soracak tüm bunları nerede sarfettiğimden…
Bu arada sayamayacak kadar çok nimetle nimetlendirildiğimiz doğrudur.
Firavun bile sayamamış o kadar yani!

Kırabilseydim önyargıların hain zincirlerini,

Farklılıklarımıza köprüler kurabilseydim,

Daha çok severdim…

Önce sevdiklerimden başlardım,
Tadına tat katardım sahip olduğum güzelliklerin.
Sevmediklerimi tekrar gözden geçirirdim
Sonsuz sevme kabiliyetli şu gönlümde herkese ve herşeye ufacık da olsa bir yer vardır elbet.

Bilseydim nefretin bir kanser gibi sezdirmeden baş gösterip yayıldığını, yanına bile yaklaşmazdım!..
Çünkü bir gün nefret ettiklerimin yerinde olabileceğimin farkında olurdum.
Kınamazdım, hor görmezdim ki farkında olmadan da olsa birçoğumuz yapıyoruz bunları…

Sadece daha çok severdim…
Hani çocukken derdik ya kollarımızı iki yana açıp, “Dünyalar kadar!” diye!

İşte öyle…

Gelin görün ki Dünya girdabına girdi bir kere deniz kızı sandalım.

Peki ya siz?

بشرى

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s