İkra’

‘Oku!’

Okumak?

Ben okuma bilmem…

‘Yaratan Rabbinin adıyla oku!’

Okumak deyince aklınıza ilk ne geliyor? Okuma- yazma öğrenmek, okuma fişleri, okuma bayramları- ezberlenen ilk şiirler, ilk hikâye kitapları, ders kitapları, kitapçılar, sevdiğiniz romanlar, kitaplı kahveli instagram resimleri!

Okumak deyince aklınıza ne geliyor!

Kitap okumak bir eylemdir. İçinizden ezbere tekrar etmeleriniz de okuma eylemine dâhildir… Peki, farklı bir açıdan bakmak istesek bu fiile? Mesela, göz organıyla birleştirsek, görmek; aslında okumak olsa bir nevi…

Her saniye farkında olarak ya da olmayarak, hareketli ya da hareketsiz her varlığı gözlerimizle gözlemliyoruz. Onları görüyor, inceliyor, isimlendiriyor, tanıyoruz ve tüm bu işlemlerin beynimizde gerçekleşmesi saniyeler gibi kısa bir zaman diliminde gerçekleşiyor. Bedenimizi, etrafımızdaki insanları, sokaktaki köpeği, lamın üzerindeki mikroorganizma preparatını, evimizi, gökyüzünü, gezegenleri, kısacası kâinatı tecrübe ediyor, belirli tekrarlardan sonra öğreniyoruz, hafızamıza yerleştiriyoruz. Taşların şifaya vesile olduğunu, burçların özelliklerini, ağızsız dilsiz canlılara bahşedilmiş akıl almaz ilimlerin sırrını öğrendikçe şaşırıp kalıyoruz. Biz aslında yaşadığımız her saniye kâinatı okuyoruz.

Biraz daha küçük çaplı incelemeye koyulursak. Hissetme duygumuzu ön plana çıkaralım şimdi de… Bugün uyandık ama uykumuzu pekiyi alamamış olacağız ki başımızın ağrıdığını fark ediyoruz. Mutfağa gidip bir çay demleyeceğiz ama dün, telaşla bir şeyler keserken aynı zamanda elimizi de kestiğimiz gözümüze çarpıyor. Çok kan akmamış olsa gerek ki daha şimdi gözümüze çarptı. İşe gideceğiz, bir kıyafet seçiyor, aynanın önünde biraz salındıktan sonra karar veriyor, bu kıyafetin yakıştığından emin oluyoruz ve evden ayrılıyoruz. Hikâyenin bir parçası olarak gözümüze ilişmeyen ufak detaylar şimdi aydınlığa kavuşuyor. Bugün evden çıkmadan kendimizi okuduk aslında. Hislerimiz, zevklerimiz ve dikkatimiz bedenimizi okuma yolunda birlik oldular ve bizim ruhumuz bile duymadı.

Haydi, şimdi daha ayrıntılı, daha bilimsel bakalım işin özüne. Protein sentezi?  Bedenimizin her hücresinde gerçekleşen muhteşem bir olay var! Her saniye, bilfiil, inanılmaz bir düzen içerisinde, sistematik gerçekleşiyor ve biz o küçük mikroskobik hücrelerin çalışma mekanizmasını yeni yeni öğreniyoruz. Şöyle ki; anne karnına düştüğümüz andan başlayan hücre çoğalması denilen olaylar bir sıra ilerliyor ve biz 12 yaşına gelince okulumuzdaki öğretmenler biyoloji dersinde bize bu durumu anlatmaya çalışıyorlar. Güçlüklerle öğrenmeye çalışıyoruz ama bu küçük hücreler bunu bizden önce biliyor ve yapıyor, hayır bugün protein sentezlemek istemiyorum deme lüksleri yok. 🙂 Gel gelelim protein sentezi sırasında olan ufak detaylara. DNA bir bölümden açılıyor, sentezlenecek bölgeye yerleşen mRNA bu diziyi DNA’dan kopyalayarak ribozoma götürüyor. Ribozom ne mi yapıyor? mRNA’nın getirdiği bu diziyi okuyor! Okuma işlemi biz göz açıp kapamadan gerçekleşiyor.

Bizim lügatimizde okumak; bir satır okumaktan öteye ne kadar gidiyor?

Vurgulamak istediğim nokta insanın kâinatı okumasıydı. Okuma eylemine öyle gelişigüzel bir havayla yaklaşamayız. Çünkü insanın yükü ağır… İnsanın ilk emri namaz kıl, oruç tut, yalan söyleme vesaire değil! İnsanın ilk görevi ‘Oku!’ ve bu emir, görev, adına ne derseniz deyin, öyle hafife alınamayacak kadar önemli… Okumak; vakarla okumak, alçak gönüllülükle, kendine bir şeyler katarcasına, özünde ne kadar küçük, aciz ve muhtaç olduğunu anlayarak, nefsini ezercesine okumak. Anlam katarak, öze inerek, derinlere dalarak, özümseyerek okumak ve okuduğundan kendine bir parça katarak…

‘İnsanı bir kan pıhtısından yarattı.’

Oku! Anla! Gör ki, seni kan pıhtısı olmaktan çıkarıp, donanımlı insan yaptı! Sana insan olma şerefini verdi ki bu yüzden okuyasın! Sana değer verdi ve ‘oku’ dedi.

Hayır! Yanlış okuyorsun…

‘Senin Rabbin sonsuz kerem sahibidir!’

Senin Rabbin en yücedir. Yani okuduğun diğer malayani şeyler var ya işte onların hepsi fanidir. Oku ki Rabbinin yüceliğine sen de şahit ol. Unutma! O keremiyle aslında çok da bağışlayıcıdır.

‘O Rab ki kalemle yazmayı öğretti.
İnsana bilmediği şeyleri öğretti.’

Doğrusu insan bilmiyordu! Rabbi Hz. Âdem’e isimleri öğretti. Onun öğretmeni rabbiydi… Zaman geçti ve öğrenilenler unutulmaya başlandı. Unuttukça nankörlük yayıldı damarlarda. İnsan geçmişini unuttu… Aslında hiçbir şey bilmediğini ve şuan ki ilminin kendisine bahşedilmiş bir lütuf olduğunu unuttu. Hakir gördü, yozlaştı, yozlaştırıldı…

Kimisi azgınlık etti, kendisini muhtaç görmediği için.

Bir daha düşünelim; okumak nedir?

Kelimeyi bulalım ve bir daha kaybetmeyelim. Hala zaman varken…

Dönüşün ancak Rabbimize olduğunu ölüm döşeğinde hatırlayanlardan olmamak dileğiyle.

Kâinatı okumayı becerebilen ve öğrendiklerinin hakkını verebilen insanlara selam olsun…

Sağlıcakla.

Selamünaleyküm. 🙂

بشرى

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s