Konfor Bölgesi

İnsanların genellemeleri ve sürekli suçlayıcı tavırlarının arkasında yatan nedeni çok uzun zamandır merak ediyorum. Bir zamanlar ben de genellemelerde ve suçlamalarda çok bulunuyordum ama artık öyle değilim. En azından okuduklarım, öğrendiklerim, tanıştığım insanlardan – daha önce de tanıyor olduğumu düşündüğüm ama asıl kişilikleri hakkında tek bir fikrimin bile olmadığı insanlardan- kendime kattıklarımdan eskisi gibi olmadığımı düşünüyorum. Her neyse… Bir insanın içine nasıl bu kadar büyük bir nefreti sıkıştırabildiği akıl almaz bir gerçek. Peki, neden nefret? Çünkü en kolay çözüm yolu nefret etmek, bırakmak, irdelememek… Yani bütün açık kapıları, çıkar yolları kapayıp kendine dönmek. Kendi baloncuğunun içine girip güven içinde insanlığın içler acısı halini hissizleşmişçesine izlemek. Kendi gibi insanlarla, benzer etnik gruplardan, benzer ekonomik sınıftan, sosyal gruplardan, benzer eğitim seviyesinden ve belki de dini seçiminden insanlarla bir arada bulunmak… Bir diğer deyişle, kendi güvenli ve konforlu alanında bulunmak yapabileceğimiz en kolay seçim. Bunu birilerini suçlamak ya da savunmak için söylemiyorum. Sadece bahsetmek istediğim, zor olanı yapıp, konforlu alanının dışına adım atmak tüm sorularımıza, sorunlarımıza bir cevap bir çözüm olabilecekken, neden bu kadar tembel bir ömür geçiriyoruz? Kendi içimizde korkularımızı, nefretlerimizi o kadar büyütmüşüz ki insanlara sadece insan gözüyle bile bakamıyoruz. Acı ama gerçek. Evet! Biz insanları sınıflara ayırıp, ‘bizden’, ‘sizden’, ‘onlardan’ olmayanları o kadar dışlamışız ki, içimizde büyüttüğümüz nefret ya da çekince, onların bir zamanlar parkta beraber oynadığımız, belki aynı çizgi filmlerden hoşlandığımız, belki de kim bilir bir gün bir yerlerde ortak bir anı paylaştığımız birer insan olduğunu unutmuşuz. Aynı insan, dokuz ay on gün anne karnında geçirmiş, doğduğunda aynı muhtaçlıkta, büyürken aynı soru işaretlerini paylaşan, aynı dünyada yaşayan… O kadar da korkunç olmasa gerek sadece insanları ‘insan’ yerine koymak. En büyük problem de içimizde beslediğimiz tüm bu duyguların bizi iletişimsizliğe sürüklemesi, daha az dinleyip, daha çok yargılıyor olmak. Problemlerimizi direk ilgili kişiyle değil de falanca ile konuşup halletmeye çalışmak. İşi çıkılmaz hale getiren ve bizi birbirimizden gittikçe uzaklaştıran, kimilerini tepelerde beylerbeyi düşüncesine büründüren, kimilerinin de Kafka misali bir böcekmiş gibi hissettiği yabancılaşma duygusu… Hepimiz aynıyız ya da aynı değiliz. Bizi insan kılan farklılıklarımızın farkında olarak düzen içinde yaşamaktır. Bunun için rahatımızı bozmamız gerekiyor. Tren beklerken bir teyzeyle muhabbet etmemiz, alışveriş yaparken kasiyere edeceğimiz bir çift güzel söz, finansal açıdan tam zıt iki öğrencinin okul kafeteryasında içeceği bir bardak sıcak çay ve paylaşacağı çaydan daha sıcak değerler, biri edebiyat diğeri mühendislik okuyan iki kişinin bir konuyu tartışması ya da çok dindar olmadığını düşündüğünüz bir arkadaşınızla Hacı Bayram’ın önündeki çocuklara dağıttığınız bir avuç şeker tüm ön yargılarınızı kırabilir. Bununla da kalmayıp içinizde büyüttüğünüz nefretin azalmasını, insanları sadece insan olarak görüp huzur içinde yaşamanıza ön ayak olabilir. Zorlamadan, değiştirmeye çalışmadan, doğru bildiğini dayatmadan, ‘ben’, ‘sen’ demeden, sınıflandırmadan… Hep doğru konuşmak gerekir ama her doğru her yerde söylenmez. Yeri ve zamanı müsaitse, karşımızdaki insan doğruyu öğrenmeye istekli ve hazırsa belki söyleyeceğimiz bir doğru birçok insanın hayatına bir şeyler katabilir. Aksi takdirde söyleyeceğiniz her doğru, insanların sizden kaçmasına vesile de olabilir. Günün birinde size karşı içlerinde besleyebilecekleri güzel bir hasleti hiçe sayıp, daha sizi o kadar iyi tanımadan, içlerinde nefret beslemelerine sebep olabilir. İnsan duyguları kristal gibi, en ufak bir çatlak ileride tuz buz olmaya neden olabiliyor. Farkında olmak ve farkındalık oluşturmak için sadece bir adım… O adımı atmıyorsak, şikâyet etmeye ve eleştirmeye de hakkımız yok demektir.

İnsanların sadece bir ‘insan’ olduğunu görmek için bir adım. Ha, yok! Ben almayayım diyorsanız, içinizdeki nefret ve korkuyla olan sınavınızda size, ömrünüzün sonuna kadar başarılar dilerim…

Sağlıcakla kalın.

بشرى

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s