Sessizliğin Gürültüsü

Evet! Sesli ortamlarda hep bir hareketlilik vardır. İster neşe olsun ister hüzün, hep bir telaş gözlemlenir. Bazen de sessizliğe ihtiyaç vardır. Şşşhh! Kabuğundan çıkacak yeni bir hayatın çıtırtılarını duymak için, bir karara varmak için, düşünmek için, sessizliğe ihtiyaç vardır. Buna karşılık, gürültü olsun, olmasın eğer duyulan tek şey kendi sesiniz ise, kafanızda aynı cümleler tekrar tekrar yankılanıyorsa siz kendi sessizliğinizde boğulmuşsunuzdur. İşte bu yüzden ortamların ya da etrafınızdaki bireylerin bir işlevi kalmamıştır. Artık tek yapmanız gereken sessizliğin perdesini aralayıp, bir işaret, bir ışık, bir yol bulmanız gerektiğidir.

Peki neden insan kendi içinde bu kadar sessizleşir? Derler ki; bir reaksiyon denge durumuna ulaşınca, bir cihaz rutinine oturunca, bir topluluk bir konuda karara vardıklarında, insanlar da olgunluğa erişince durulurlar ve o anda sessizlik başlar. Siz buna huzurun ibaresi de diyebilirsiniz. Ben her zaman huzur diyemiyorum. Bazen de kararsızlığa denk geliyor sessizlik bende. Çoğu zaman ifade edemeyeceğimiz anlarda sessizleşiriz. Fiziksel olarak sükut formda olsak da zihnimizde bir hareketlilik vardır. Sonuca varılmamış, ucu açık her ifade bizi suskunluğa sürükler. İşte bu anda işareti görebilenler şanslı kişilerdir, perdeyi aralayabilirler. Diğerleri mi, şşhh…

Bilim insanları diyorlar ki insan bir hedefe odaklandığında beyni ve tüm hücreleri o hedefe ulaşmak için savaş verirler. O hedefe yakınlaşmak için gerekli hormonlar, enzimler salgılanır, metabolizma o yönde çalışır, gördüğünüz rüyalar bile o hedef doğrultusunda şekillenir, bilinç altınız, hafızanız, yani her zerreniz o hedefe ulaşmak için ellerinden geleni ardına koymazlar. Doğru. Bir değişimin arefesindedir beden. İşte bu sırada perdeyi aralayacak bir güç, atalet kuvvetlerini yıkacak bir cesaret, bir Ses’ e ihtiyaç vardır. Ses burada devreye giriyor. Sessizliğin arefesinde bir ses doğuyor. Huzur bu noktada başlıyor benim için… Başta siz huzuru sessizlik olarak tanımlamıştınız ya, hah! İşte, ben sessizliğin ardından gelen sesi huzur olarak adlandırıyorum. Çözüme ulaşılan yer, artık insanın benliğinde, ruhunda, hücrelerinde sessizliğe ulaştığı nokta önemlidir. Mekandan ve zamandan bağımsız bir sessizlik. Etrafınızdaki gürültülerin sizi etkilemediği bir türden.

Issız bir dağın tepesinde bağırdığınızı düşünün. Sessiz bir ortam. Ancak tek işitilen kendi yankınız. Yani içinizdeki gürültü. Bir çeşit kirlilik. Filtre edilemiyor. Çünkü perde aralanmamış…

Durup durup sormanın manasızlığını açıklamak istiyorum. Etrafınızdaki insanlar sessizleşmişse anlayın ki kendi içlerinde bir gürültü var… Hepten sağır etmeyin onu dünyaya karşı. Bırakın. Eğer o kişi bir yolunu bulur da içindeki gürültüye son verebilirse, siz de anlarsınız elbet. Sadece sabretmek gerekiyor. Beklemek. Her şey bir anda gerçekleşmiyor. Bazen kişi, satırlara sığmayacak kadar uzun zaman dilimlerinde huzurun sesini işitebiliyor. İşte o vakit, sizin sesiniz de ona ulaşacaktır.

Bu bir kaos… Herkesin içinde yaşadığı ancak anlam veremediği. Gürültüler içinde bocaladığı, perdeyi aralayıp çözüme ulaşacağı varsa da karmaşalar içinde kaybolduğu. Sonra da bir ömür boyu kendi içindeki gürültüyle başa çıkmaya çalışarak yaşadığı bir gerçek.

Kendi gürültü kirliliğinizden sıyrılıp, huzurun ahengiyle kulaklarınızın pasını sildiğiniz Cumartesi sabahlarınız olsun. Cümleten günaydın efendim.

  🙂  

بشرى 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s