Varlık ve Yokluk

 

İnsanın ‘varlık’ ve ‘yokluk’ arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğunu çok merak ediyorum… Uzun zamandır kafama takılır ancak cevap bulamam. Ben size desem ki bu vardır. Siz de deseniz ki ‘hayır, yoktur.’ Şimdi hangimiz doğru söylüyoruz? Benim o şeyin var olduğuna dair, sizin de yok olduğuna dair kanıt göstermemiz gerek. Peki, kimin daha çok ter dökmesi lazım diye soran olursa, ben sizi gösteririm. Çünkü ben var diyorsam muhakkak ki onun varlığını ya da varlığının delilini bir yerlerde görmüşümdür ki hemen çıkarır gösteririm kanıtımı. Örneğin, çantamda bir elma var diyorsam, çıkarıp göstermem yeterlidir. Karşımdaki birey elmayı görmese de tadından ya da kokusundan onun elma olduğunu, armut olmadığını anlar. Değil mi? Şimdi sıra sizde…  Diyorsunuz ki bir şey yoktur… Herhangi bir şey; bir his, bir duygu, bir düşünce, bir obje, bir varlık, her neyse… Sizin bu ifadeyi kullanabilmeniz için kâinatın her yerini gezip- dolaşıp, her taşın altına, bulutların üstüne, galaksilerin arasına, okyanusun dibindeki her bir kum zerresinin altına, havadaki moleküllerin içine bile bakmanız lazımdır. Farkındayım fazla ütopik konuştum ama bu böyledir… Siz de diyemezsiniz ki ben tüm bu saydığınız yerleri kontrol ettim. O zaman da ben sizin akıl sağlığınızdan şüphe duyarım, çünkü tüm o sayılanları kontrol etmek mümkün değildir. Yani ne imiş, ‘yoktur’ kelimesini kullanmak için iki defa düşünmek gerekmiş.

‘Bahar yoktur, kuş sesi diye bir şey yoktur, sevgi hissi yoktur, merhamet duygusu yoktur’ demek nasıl mantıksızsa… Öyle değil mi! Şu koskoca kâinatın da bir Hâlık-ı Kerim’i yoktur demek o kadar mantık sınırları dışında. Başta da dediğim gibi sen kâinatı gezdin de mi söylüyorsun, daha burnunun ucundaki taşı fark edemeyip, takılıp düştükten sonra ‘Ah!’ diyen insan! Bire çaresiz insan! Sen hiç düşünmez misin bunca nizam, düzen, güzellikler nereden geliyor? Bir kan bağışı yaparken bile elli bin defa düşünen senin gibi aciz kulları anımsa, 70 kg bir insanın vücudunda dışarı sızmadan, pıhtılaşmadan dolaşan yaklaşık 5 litre kan var ki bu kanı temizleyen bir akciğer sistemi bir de vücutta dolaşmasını sağlayan bir pompa- kalp var! Akılsız, şuursuz bu sistemin istikrarlı çalışmasını emreden, her an ona “Ol!” diyen bir Zat var!  Yetmemiş seni öyle bir tasarlamış ki, en başarılı tıp doktorları bile hala çözememiş. Gelişen teknoloji diyorsun da o elindeki Hard diskler falan devenin yanında kulak. Hiç okudun mu insan hafızasının, insan beyninin kapasitesi ne kadar? Bunları duyduktan sonra, aynaya geçip bakmaz mısın? Hiç görmez misin yahu! 31 defa tekrar ediliyor Rahman suresinde ‘Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız’ diye. Gerçekten yazıklar olsun sana insan!  Annen sana bir kazak dikse de sen ona paçavra gibi davransan annen sana gönül koyuyor. Peki, yüce yaratıcın ne düşünür bu konuda? O (cc), sana sen olma şerefini vermiş! Seni yoktan var etmiş! Kıymetsizken kıymet vermiş. Zorunda olmadığı halde seni sevmiş! O, seni herkesten farklı yaratmış ki dünya yüzüne gelmiş, gelecek ve hala yaşamakta olanlardan farklısın, orijinalsin tabir yerindeyse. Peki, sen ne yapıyorsun? Haşa, “Beni kudretsiz tabiat, kör tesadüfler, aciz esbap yarattı.” diyorsun. Hem kendine hem de o kadar mahlûkata ziyan ediyorsun. Sadece kendi hakkına değil, Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmiş, kâinatın zerrelerden en büyük yapı taşına kadar hakkına giriyorsun. Ki sen akıllı bir varlıksın. Peki, hiç düşünmez misin?

Farklı semavi dinlere inanan insanların belki, bir derece, bir zerre dahi olsa ne hissettiklerini anlayabiliyorum. Orada da şöyle bir sıkıntı var, bir şeyin son sürümü çıkıyor da güncellememek için ısrar ediyorlar. Burada da zaman ve Allah’ın takdiri devreye giriyor, basireti bağlanmışsa zaten tüm cihan çabalasa boş. Allah ‘Ol!’ diyecek ki kalp gözleri açılsın, insan gözleriyle değil de kalbiyle görsün. Fakat “Ben hiçbir şeye inanmıyorum.” diyen adama karşı durup manasızca bakasım geliyor. Hiç yahu! Kabul etmiş. Hiç olacakmış. Onca adaletsizliğin hesabı sorulmayacak, bunca emek, zahmet, çaba boşa gidecek! Akıl mantık kârı değil… Neyse lafı fazla uzatmayayım, atalarımızın da dediği gibi güneş balçıkla sıvanmaz… Herkesin yaptığı kendinedir. Ancak ortada parlayan, âleme nur saçan bir güneş varsa ortada, onu kimse saklayamaz. Kâinatın en kıymetli varlığı insan, okumakla ve düşünmekle mükelleftir…

Üstad Bediüzzaman’ın da dediği gibi;

“Gözünü kapayan yalnız kendine gündüzü gece yapar.” (Asa-yı Musa 113-270)

Esselâmu âleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

بشرى

 

Kaynakça

Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa 113-270, Risale-i Nur Külliyatı.

https://en.wikipedia.org/wiki/Blood_volume

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s