Geçmişe Dair

Tozlu word dosyalarının altından ne buldumm. Sanırım bunu Polonya’da iken yazmıştım. Yazarken ne hissettiğimi de pek hatırlamıyorum doğrusu. Üstünden zaman geçmiş, satırları da bir o kadar tozlanmış. Yine de paylaşmaya değer gördüm. Buyrun… 🙂

Ne fark eder ki bir şeye pişman olmamız, iş işten geçtikten sonra. Sahi, ne önemi var pişman olmanın geç kalmışsak. Hayat boyu zaten yeterince fırsat kaçırıyoruz yürüyüp giderken bu sokaklarından şehrin, ne fark eder şimdi erken mi gelmiş, gelmiş mi gelmemiş mi. Akreple yelkovan sömürürken zamanı, biz alıp verirken aklımızda, muhasebesini yaparken bu seferde böyle düşünmeye harcadığımız zamanların pişmanlıkları birikir içimizde. İmrendiklerimiz aslında olmak istediklerimiz mi acaba? Olmayı hak ettiklerimiz daha güzelken her daim komşunun tavuğu komşuya kaz görünüyor misali biz de bocalıyoruz, kendimize yukarıdan bakıyoruz. Zaten ezdikçe zaman takvim yapraklarını, biz de içimizdeki biz’ i eziyoruz bir bir. Sonra niye bu kadar sonbaharları seviyoruz. Alışmışız çünkü bir buhran içinde savrulmaya, alışmışız gözyaşlarını yağmur damlalarına karıştırmaya. Zaten yeterince saramadığımız yaralarımıza kurumuş yapraklar basmaya. Soran olursa biraz sonbahar biraz huzur, kahve kokusu yağmur damlası anlatıyoruz. Kaç kişi inanıyor acaba içimizdeki okyanusları gizlemeye çalışırken takındığımız bu ahmakça tavırlara. İnsan seviyorsa zaten hayatı, ne fark eder yazmış, kışmış, sonbaharmış… Sevmeyenin kulağı sağırdır zaten bülbülün sedasına. Kokusunu alamaz gül kokusunun. Koklamayı bilmiyorsa o ayrı  ya da o gülün kokusu geçmişse… Sahi gülün kokusu geçer mi? Yoksa içine siner de biz mi fark etmeyiz. Yoksa çok mu sıkıldık sentetik gül kokularını koklamaya.

Tüter… Tüter memleketimin kokusu burnumun direği sızlar sonra. Her ezgisi yankılanır kulağımda, güvercinleri uçuşur tepemde. Unutur mu insan, sabah aydınlığıyla açtığı perdenin arkasındaki güneşi. İsterse dünyanın en konforlu sarayı olsun verir mi o yayları bozulmuş kanepenin keyfini. Bir muhabbete hasret bu gönül unutur mu dostunu. Özler. Özler de zaman geçmek bilmez. Dakikaları sayarsın da yer yerinden oynamaz. Hal bu ki kalkıp gitmek gelse de içinde seni oradan uzakta tutan bir tutku vardır. Sanki böyle daha güzel, ayrılıklar daha keyif veriyor da sevdanın yükünü artırıyor. Sokaklarına dökülmüş sonbahar yapraklarını savuruyor rüzgâr şehrin buralarına. Ne çok yıkılmış, dökülmüş, üzülmüş caddede attığın adımların izi kalmış. Yürüyüp de geçtiğin sokaklar, farkına varmadığın fırsatlar, yanından geçtiğin insanlar şimdi hepsi aynı yerde midir acaba? Sahi niye bıraktın da geldin. Giden gitmiştir zaten adını anma bir daha ama yine bir kıymık gibi batıyor beynine. Çektiğin sıkıntılara değecek mi şimdi?

 

Hayatımız boyunca kaç kere umutlarımızı balıklara yem etmişizdir. Kaç insanın, kaç fırsatın, kaç ihtimalin yanından geçmişizdir habersiz… Farkına varmadan kaç kez hayaller kurmuşuzdur bizim olmayan dünyalarda. Kaç kere dua etmişizdir hiç tanımadığımız kimselere ya da bir duası üzerine yaşıyoruzdur bazılarının…

  بشرى

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s