Karmakarışık

   Geldim. Gördüm. Öğrendim. Yanıma kâr kaldı tüm tecrübelerim. Hem yaralar açtı ruhumda, hem çiçekler tomurcuklandı hedeflerimde- ufkumda. İçimde beni sürekli dürten bir iğne misali batmaya başladı geçmiş- gelecek- telaşlar. Bir serçe kuşu gibi olamazdım ben, çünkü benim vicdanım kurulmuş bir saat gibi uyandırır pişmanlıklarımı ve benim gelecek endişem var, bana ne olacak, kaç yaşında, nerede, nasıl yaşıyor olacağım diye, planlarım var, hayallerim var. Ahsen-i Takvim diye layık görmüş beni yaradan (c. c). Ala-yı İlliyyin’e yükselme azmi, esfel-i safilin’e düşme korkusu var bedenimde.
    Dualarımda, yakarışlarımda saklı bir elin yumruğu büyüklüğünde kalbimin atışları… Bir film gibi oturup izleyebilseydim çoğu şeyi istemezdim, ‘Büyük lokma ye, büyük söz konuşma!’ diyen büyüklerimin dillerine sağlık ne de oturaklı bir laf öyle. Büyük ettiğim lafların acısıymış meğer. Neydim demeyecek insan, ne olacağım, sonum hayır olsun diyecek, ya da ben öyle demeliymişim…
    Başka başka hayatlara karışmak, her âdemden bir parça çekip katmak hayatına, lokmanı bölüşmek, derdini paylaşmak, hepsi hoş şeyler lakin buz gibi bir yokluk rüzgârı çarpıyor inceden yüzümüze. Kaçmak istediklerimiz aslında kalmak istediklerimiz. Ayrılmayı iple çekerken, belki bir daha bir tevafuk eseri kesişir yollarımız diye de dört gözle beklemek var işin ucunda. Kim bilir belki de hiçbir zaman…
    Sence ‘kalana mı zor yoksa gidene mi’ diye sormuştu bir arkadaşım. Farkına varıyorum ki kalana zor. Beklemek sabır işi, bekleyene zor hayat… Beklentilerin karşılık bulacaksa Eyüp (a. s) sabrı sarar ruhunu zaten, lakin ne gidebiliyorsan ne de beklediğin varsa sen a’ raftasın. Huzurun bir yap- boz gibi bir parçası eksik her daim… Şükrün tam ancak ıssız bir parçan var sanki düğün alayını çoktandır bekliyor ancak ne gelen var ne giden.
    Peki, şimdi ne mi olacak? Sineye çekeceksin her şeyi, biraz daha büyümenin verdiği olgunlukla devam edeceksin kaldığı yerden. Hakkına takdir edilene razı olacaksın, velhasıl sebat edeceksin ki bir ödül varsa seni bekleyen, onu da elinin tersiyle itmemiş ol… Hem ne demiş Mevlana hazretleri ‘Sen Allah’a güven. Hiç beklemediğin anda çiçek açar umutlar.’
    Bir dostun duası değil midir mesafeleri hiç eden. Ben ne isterim, dostlarımın dilindeki dua ’ya bir kar tanesi gibi konmaktan başka. Ne bu dünya baki ne de içindekiler… Bakmasınlar hemen dostum dediğime, hissetmesem demezdim. Samimiyetsizlik karışmamalı insanın diline de, yüreğine de, hayatına da…
Uzun lafın kısası, bir dualarını eksik etmesinler bir de her daim mutlu olsunlar, Allah gönüllerine göre versin.
    Bak şimdi gidiyorum. Ne de kısa hayat. Yarın da valizimi toplayıp dünyayı bırakıp gideceğim. Valizimde ne mi olacak? Orası meçhul… Bu dünya bir tarla diyor Üstadım, burada ektiğin tohumlar yarın ahirette meyve olacaklar. Cennet’ten bir hurma mı Cehennem ’den bir zakkum mu bilinmez. Umulur ki Tuba ağacı gibi bir kökü cennette, dallansın budaklansın da alsın bizi bu diyardan, götürsün sevgilinin (sav) kollarına. Bizi dostlarımıza götürsün.
    Hüznü de sevinci de kattım karıştırdım şimdi. Hepsi bir yaşanıyor içimde. Ne bayram yeri, ne de matem evi… Derin bir sessizlik var…  Kulağım alışkın değil… Kendi kendime fısıldıyorum;  ‘şimdi ne olacak?’…
( Son 10. Koşup koşup sarılacağım beni ben olduğum için, her halimle sevenlerin kollarına. Çok özledim diyeceğim. Sevdiğimi belli ederek, çekinmeden, sıkılmadan… Çok özledim. )
 Bu son olsun.

بشرى

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s