Büşra’nın Defteri

Her şeyden biraz mı? Evet! Hayatıma renk ve heyecan, en önemlisi huzur katan her şeyden biraz…  Ben renkleri severim, çizmeyi, boyamayı, hayal etmeyi… Bunun için ne yargılayabilir ne de yargılanabilirim. Romantik değilimdir çok ama durduk yere şiir yazmayı, uzun uzun okumaları, şarkı söylemeyi severim. Tasavvuf erbabı olmayı çok istesem de hamım daha ziyade ancak, Ney’in sedasında, Neyzen’in edasında bir semazen gibi savrulur giderim. Şikâyet etmeyi sevmem neye sahipsem ya da değilsem bir Elhamdülillah demektir dilimin borcu. Araf’ta mıyım? Hayır. Ben bu Dünya’ya tanımak, öğrenmek, öğretmek, kul olmak için geldim. Kul, kulluğundan keyif almıyorsa, nasıl bir kuldur diye sormazlar mı?

Keyif almayı seven bir insanım. Bugün Kur’an-ı Kerim okurum ruhum Aşk’ la dolar. Yarın açarım hayallerimin sayfalarını bir şeyler karalarım. Dualar ederim hiç tanımadığım insanlara. İşimi kolaylaştıran, yüzüme bir tebessüm dokunduran herkese…

Çok talep etmesem de talep edilen her şeye karşılık vermeye çalışırım. ‘Hayır’ kavramını lügatimden çıkardığım için bazen acı çekerim, nadirdir hayır deyince yine acı çekerim vesaire herkesi mutlu etmek gibi ütopik hedeflerim mevcuttur. İnsanları mutlu etmeyi Allah’ın rızasında bilir, gönül kırmayı ise Allah’ı gücendirmek sayarım. Kul’un maddi olduğu kadar, manevi hakları da vardır bilirim ya işte bundan ödüm kopar.

Mükemmel olamayacağımı bilirim ancak, Mümin’in görevidir işini en iyi şekilde yapmak. Herkes gibiyim, sıradanım, gözümde büyütmem kimseleri, takdir edilecek tarafı varsa amenna, nasihat öğreneceksem ne ala. Hz. Ali’nin (r. a) dediği üzere; Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.

Bu arada, öğrenmeyi, okumayı da çok severim. Kitap ayraçlarım, dünyaya açılan farklı kapılardır benim için. Ömrüme yeni yeni kapılar açar kitaplarımın içinde.

Bir zamanlar Büşra ismini hiç sevmezdim, herkesin adı Büşra, bu ne canım! Deniz dedirtmeye başlamıştım kendime. Sonra manasızlığımın farkına vardım. Gördüm ki ‘’müjde’’ imiş ismim. Allah’ın müjdesi.  ‘Her ne tecrübe edersem edeyim, hayatın bir müjdesi olmayı amaçlamalıyım.’ dedim kendime. Benim anlamım iyilik ve güzellikler olmalı. Gittiğim her yere güzellikler, örnek davranışlar götürmeliyim. Bugün aileme-arkadaşlarıma, yarın eşime- yuvama- çocuklarıma verilen müjdeli bir haber gibi olmalıyım. Şimdi Büşra ismini o kadar çok seviyorum ki, neredeyse kendimi kıskanacağım. Adıma layık olmak nasip olur inşallah…

Neyse, eleştirip yargılamayı sevmem, insanları olduğu gibi görmeye çalışırım, beni rahatsız etmedikleri sürece. Sonra onların güzel yanlarına odaklanırım, bu onları daha çok sevmeme yardımcı olur. Çabuk alışırım, kolay vazgeçemem. Sabırsızımdır. Sevdiğim şeye hemen sahip olmak isterim, sonra beklemediğim için pişman olurum.

Deli gibi tatlı yiyip yine de açlık kan şekeri yerlerde sürünen bir insanım. Zaten tatlıyı bu kadar sevmesem çöp gibi olurdum desem de kimseyi inandıramam ya neyse.

Başta da dedim ya her şeyden biraz. Değişiklikleri severim, hayat görüşüme uyuyorsa değişim iyidir bence. İnsan farklı duyguları tatmadıkça nasıl anlayabilir ki neyi sevip sevmediğini? Mesela hiç resim yapmamış bir insan boyalarla karma karışık yaşamayı, hiç gitar çalmamış bir insan tellere dokunmanın verdiği hissi, hiç kitap okumamış adam sayfalarının o ince dokusunu ve eşsiz kokusunu nasıl bilebilir…

Kıskanırım evet. Normaldir. Ancak bu kıskançlığım beni hasetliğe götürmez. Misal, Hz. Ömer (r. a) da Hz. Ebu Bekir’i (r. a) kıskanırmış cömertlik konusunda. Bir gün bir yardım toplanacak olmuş, Hz. Ömer (r. a) demiş bu sefer cömertlikte ben Ebu Bekir (r. a)’ ı geçeceğim. Hz. Ebu Bekir (r. a) evinde ne var ne yok getirmiş, Hz. Ömer (r. a) da bir kısmını ev ahalisine bırakmış bir kısmını getirmiş. S. A. V sormuş ya Ömer ne getirdin, eve ne bıraktın? Demiş işte, bir kısmını eve bıraktım bir kısmını getirdim… Sonra Ebu Bekir (r. a) demiş; ben her şeyi getirdim eve de Allah ve Resulünü bıraktım diye, Hz. Ömer yine kıskanmış onu cömertlikte geçemedi diye. Ancak bu onu ne arkadaşının mal varlığını kıskanmaya ne de yardım etmeyi bırakmaya sevk etmiş.

Uzun lafın kısası bazen ölçülü kıskanmak insanı hayırlara da sevk edebiliyor.

Kendimi övmeyi sevmem. Övülmeyi de sevmem. Bırak bir köşede kalsın yapılan şey her ne ise. Ne gerek var allayıp pullamaya. Ama iyi bir insanım diye tabir edebilirim kendimi, ola ki yanlışlıkla bir kusurum olmuşsa da af ola. ‘Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.’ (Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.) cihetiyle yaşamak nasip olur inşaAllah.

Yaşayan her insan bitmemiş bir kitap gibi hayat-ı dünyada. Sonu yazılmıştır ama onu ancak Rab-ı Rahim bilir. Biz de kapağını açınca okudum zannederiz. Sonuna varmadan yırtıp atarız hoşumuza gitmeyen sayfaları.Bir gün hayatlarımızın aynı sayfada kesişeceğini akıl bile edemeyiz bazen.

Demem o ki bu da benim defterim.Hayatıma gelen giden herkesten bir iz taşır, içime estikçe karalarım. Kendimi okudukça öğrenir daha da çok karalarım.

Bugüne dair iki sözüm var;

Birincisi ‘Karşımızdaki kim olursa olsun, kalp kırmamak gerek.’

İkincisi de ‘Cumanın hayrı ve bereketi üzerimize olsun.’

بشرى

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s