‘Baba’ Kavramına Dair

Selvi boylum al yazmalım geliyor aklıma bu tabiri düşlediğim her an.

‘Samed baba demişti.

Onu  babalığa seçmişti.

Sevgi neydi?

Sevgi; iyilikti, dostluktu.

Sevgi emekti.’

Kimilerinin kahramanı, rol modeli…

Kimilerinin yıkılmaz dağı, dayanağı…

Kimilerinin dostu, arkadaşı, sevgilisi, ebeveyni…

Bir kız çocuğuna annesi iyi davranmazsa, ‘Büyüyünce ondan daha iyi bir anne olacağım.’ diyebilir. Babası iyi olmadığında ise kanadı kırık bir kuş gibi yalpalar, bir yanı eksik olur. Çünkü büyüse de baba olamayacaktır ve içinde hissettiği o boşluğu hep taşır ömür boyunca. Yaş geçtikçe insan daha da umursamaz olabilir ancak, bazı duyguları her yaşta hissetmek-hissettirmek ister. Bir babanın ilk kız evladını kucağına aldığında hissettiği duygu ve bir kız evladının korkunca sığındığı, minicik elleriyle tuttuğu ilk elin baba elinin olması inkar edilemez gerçeklerdir ve bir ömür boyu saklanır.

Hak etsin veya etmesin, iyi olsun veya olmasın, gerekirse arkasından küfür etsin, yine de insanın canının bir parçasıdır baba ya da evlat olma gerçeği.  Ölmüş farz et diye saçma sapan yaklaşımlarda bulunulamaz. İnsanoğlunun hatırlatma mekanizması; vicdan devreye girer. Hiç olmadık yerlerde, hiç olmadık saatlerde sizi buhranlara sürükler. Kan çeker diye boşuna dememişler, kan da çeker, özler de, özlettirir de.

Geleneksel seremonilerin bir parçasıysa eğer kopup giden vatandaş, işte o vakit yerini kimse dolduramaz. Çoktur kullanırız ‘yokluğunu aratmıyor’ diye, bir bakıma evet. Yokluğu hep vardır ama o an ona ihtiyaç duymadığımız için bakmayız içimizdeki boşluğa.

Hepimiz biliriz ki ne kadar nefret de etsek, aldatılmış olmanın verdiği duygu içimizi dağlasa da, haysiyetimiz- gururumuz önümüze setler de çekse, bir yanımız ‘’şimdi keşke burada olsaydı’’ der. Telefon çalsa da o arasa, ’’nasılsın evladım’’ diye halini sorsun ister insan. Bayram sabahı elini öpmek, hayır duasını almak ister bir yolculuğa çıkmadan evvel.

Unutulmaya yüz tutsa da çengelli iğneyle beynine-gönlüne tutturmaya çalışır insan hatıraları en ufağından en büyüğüne, hatta en iyisinden en kötüsüne kadar. O gitmeden evvel yaşanılan her şeyi.
Derler ki bu dünyada neyi çok istersen ve erişemezsen, neyin özlemiyle hasretiyle yanıp tutuşursan Allah sana cennette onları ve hatta daha çoğunu ve en iyisini verir diye.

Gönül isterdi tabi Rasulullah (sav) gibi bir babaya sahip olup da Hz. Fatıma (as) gibi bir kız evlat olup, ‘Babasının annesi’ olmayı. O (sav) ki, kızı içeri girdiğinde ayağa kalkıp, ona bu muhteşem sözlerle selam verirmiş…

İnsanın evladına hem saygı duyup hem de sevgi beslemesinin en şahane örneği benim için.

Aşikârdır ki özlemini çektiğim ama çoklarına göre saçma olan bir gerçek var. Fotoğraf albümünden eksik bir parçam var. Kalbi kırık anılarım var onun tamir etmesini bekleyen. Gelecek planlarımda onun da yeri var. Olsa ne iyi olur dediğim. Anneme göre hak etmez o,  formalite icabıdır. Ancak Allah gönlümü öyle bir yaratmış ki, merhamet diye bir duygu var benim içimde, minnet duygusu, hak duygusu.
Çağırırsa giderim, bakarım, ilgilenirim. Allah muhtaçlık vermesin, karşılıklı ama yine de onun adını Allah öyle koymuş, benim hayatımdaki yerine de Allah layık görmüş. Bana kabul etmekten başka ne düşer ki.
Bu sadece bir hatırlatma. Uzun zamandan sonra şimdiye kısmetmiş paylaşmak.( Seneler önce, çocukluk galeyanıyla hırçın söylemlerim saymazsak tabii.)
Sahip olduklarımızın kıymetini bilmek dileğiyle…

بشرى

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s